SON YAZILAR

19 Haziran 2017 Pazartesi

İkincil amme borçlularının kişisel banka hesaplarına e-haciz şartları

Alo Sgk | 09:29 | | | | | |


İkincil amme borçlularının kişisel banka hesaplarına e-haciz şartları

Av. Nazlı Gaye Alpaslan
Hürses

Vergi Daireleri Otomasyon Projesinin (VEDOP 3) önemli ayaklarından birisi olan e-haczin uygulamalarında bir takım problemler vardır.[1] Bu problemlerden başlıcalar aşağıda olduğu gibi özetlenebilir:


1- Borçlu mükelleflerin banka hesabına haciz uygulanan mükellefe ödeme emri tebliğ edilmeden e-haciz işlemi uygulanması. E-haciz uygulanabilmesi için mutlak surette ödeme emri tebliği ve kesinleştirme sonrası haciz varakasının düzenlenmesi gerekecektir. Aksi takdirde, e-haciz uygulanamaz.

2- Amme borçlusu vergi mükelleflerin banka nezdinde hak ve alacağı bulunduğuna ilişkin bir tespit yapılmadan e-haciz uygulanması,

3- Borçlu mükelleflerin banka mevduatların e- haczin geleceğe matuf uygulanması,

4- E- haciz bildirisinde yer alan tutarın dikkate alınmayıp mükelleflerin tüm alacak ve haklarına uygulanması, tek bir hesabın bakiyesinin borç tahsilatına yeterli olmasına rağmen mükellefin tüm hesaplarına veya borcuna yetecek miktardan fazlasına blokaj konulması.

5- Mükelleflerin haciz bildirisini tebliğ alan bankaya herhangi bir borcu olmadığı halde sadece kullanılabilir kredi limitine e-haciz uygulanması

6- E-haciz işlemi uygulaması sadece haciz bildirisinin tebliği edildiği tarih için geçerli olduğu halde, bankaların tebliğ tarihinin dışındaki diğer günler için de paralara blokaj uygulamaları.

7- E-haciz bildirilerine dayanılarak mükellefin kredibilitesinin düşürülmesi nedenleriyle mükellefin ticari yaşamının olumsuz etkilenmesi.

Türkiye Bankalar Birliği tarafından, kamu alacaklarının takibi için vergi daireleri tarafından banka genel müdürlükleri ile banka şubelerine faks marifetiyle gönderilen haciz bildirileri üzerine işlem yapılıp yapılmayacağı hususunda görüş sorulması üzerine, Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 yılında verdiği bir özelge ile dikkat edilmesi gereken konuları açıklamıştır.[2]
6183 sayılı AATUHK’ nun 79. maddesinin Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinde, “…Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirimleri, kamu borçlusunun hak ve alacakların bulunduğu veya bulunabileceği banka ve katılım bankalarının şubelerine…” ifadesi yer almıştır.

Madde metninde yapılan değişiklikten sonra ise “… Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri; kamu borçlusunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bankaların şubelerine…” ibaresine yer verilmiştir.[3] Bunun sonucunda haciz bildirilerinin hak ve alacakların gelecekte bulunabileceği banka şubelerine malvarlığı tespit edilmeden de tebliğ edilebileceği hükme bağlanmıştır. Vergi teorisinde yer alan ama aynı zamanda vergi icra hukuku alanında da etkisi görülen “vergi kaynağının korunması ve sürekliliğinin sağlanması ilkesi” gereğince, vergi idaresi, mükelleflerin borcunu ödedikten sonraki ekonomik durumları ile ilgilenmek durumundadır.[4] Borçlu mükelleflere yönelik elektronik ortamda tebliğ edilen haciz bildirilerinde yer alan tutarların dikkate alınmayarak mükelleflerin tüm alacak ve haklarına haciz tatbik edilmesi, haczin mükellefin “mevcut malvarlığını hedef alması” esasına aykırıdır.[5] Bankalarda alacak ve hakkı bulunmayan kamu borçlusunun ileride doğabilecek alacaklarına yönelik olarak bankalara haciz bildirisi tebliğ edilmesi, ileriye matuf haciz uygulanan mükelleflerin ticari yaşamlarını olumsuz etkilemektedir. E- haciz uygulamasında özellikle üçüncü şahıslardaki alacaklara yapılan haciz işlemlerinde kargaşa yaşanmaktadır. Örneğin; 10.000.-TL borcu olan bir vergi mükellefinin alacaklı olduğu tüm müşterilerine haciz emirleri elektronik ortamda tebliğ edilmektedir. Vergi idaresi, borçlu mükellefin müşterilerinden tahsil ettiği paraları, borcun miktarına bakmaksızın hesabına kaydetmektedir. Bu durumda vergi dairesi alacağından fazla tahsilât yapmaktadır. Fazla tahsil edilen paranın iadesi ise gecikmektedir. Dolayısıyla mükellefler zor durumda kalıp finansman sıkıntısı çekmektedirler. Bu konuda yeni bir yasal düzenleme yapılarak mükelleflerin müşterileri karşısındaki itibarlarının korunması ve mağduriyetlerin önlenmesi gerekir. Bu durum mükellef haklarının zedelenmesine yol açmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı, 2007 yılında Türkiye Bankalar Birliği’nin talebi üzerine verdiği özelgede haciz muamelesinin kamu alacağı tutarını aşmasının söz konusu olamayacağını ve bankalara gönderilen bildiride yer alan tutarın üzerinde haciz uygulanmamasına özellikle dikkat edilmesi gerektiği konusunda görüş bildirmiştir. Kamu alacağını aşan tutara haciz uygulama ve aşan kısmı mükellefe iade etmede gönülsüz yaklaşım, aslında bankaların sorumluluk altına girmek istememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum mükelleflerin paralarının bankada tutmalarını engelleyerek kayıt dışı ekonomiye katkı sağlayabilir. Bu nedenle vergi idaresi, e-haciz uygulaması yoluyla alacaklarını tahsil ederken mükelleflerin mevduatlarını kayıt dışına itmemeye özen göstermelidir.

E-haciz işleminin, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibariyle bir günlük uygulanması gerekirken hesaplara konan blokaj nedeniyle sürekli hale gelmesi sorun teşkil etmektedir. Ancak, Tahsilât Genel Tebliği’nin 1. Kısım, 2. Bölüm, İhtiyati Haciz II. Başlıklı, 9. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, ihtiyati haciz ve haciz bildirilerinin, kamu borçlusunun tebliğ tarihinde muhatap banka nezdinde mevcut olan varlıklarını kavraması gerekmektedir. Kamuya borçlu olan bir şahsın, bankalarda alacak ve hakkının bulunmamasına rağmen ileride tahakkuk edecek alacağından yararlanmak üzere geleceğe yönelik olarak bankalara haciz veya ihtiyati haciz tebliği bankalar üzerinde bir yük oluşturabilir. Şöyle ki...