SON YAZILAR

8 Eylül 2017 Cuma

Kapıları kapatmayın!

Alo Sgk | 09:50 | | | | |


Kapıları kapatmayın!

Engin Malay
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir


Genç arkadaşlara, lise, üniversite ve SMMM stajyerlerine önemli tavsiyemdir. Siz siz olun ayrıldığınız işyerinden kapıları kapatmayın, biraz aralık bırakın. Ne olur ne olmaz…

Bu yıl İŞKUR’un “İşbaşı Eğitim Programı” kapsamında bir personel aldım. Söz konusu arkadaş bizde altı ay İŞKUR desteği ile çalıştı. Bayram sonrası işbaşı yaptırmamız gerekiyordu. Ofisteki tüm arkadaşların onayı ile bu arkadaşa işbaşı yaptırmadık.

Bunu sözlü olarak bayramın son günü kendisine tebliğ ettik ve ofisteki özel eşyalarını istediği bir zaman alabileceğini belirttik.


Arkadaşımız ertesi gün geldi büroya girdi, ben hariç herkesle selamlaştı. İŞKUR formlarını doldurdu ve bana imzalattı. “Engin bey size bir şey sorabilir miyim?” dedi. Ben de “sor” dedim. “Beni neden işbaşı yaptırmıyorsunuz, sebebini öğrenebilir miyim?” diye bir soru sordu. Ben de konu uzamasın diye, “özel bir sebebi yok, böyle karar verdik” dedim. Sonra ben hariç diğer arkadaşlarla vedalaştı ve ofisten çıktı. Bir arkadaşımız onu asansöre kadar uğurladı. Ona “neden Engin beye veda etmedin?” diye sormuş, o sadece mimik hareketleri ile “boş ver” dercesine bir tavır sergilemiş.
Kapıları kapatma!!! “Bir kahvenin kırk yıl hatırı var” diye bir ata sözümüz var.
Bakın genç arkadaşlar; burası bir okul ve ben öğretmenim. Sizin staj gördüğünüz yerlerde de durum aynı. Bizim dönemimizde öğretmene saygısızlık yoktu. Öğretmen bizim baş tacımızdı. 

Şöyle geriye bakıyorum da; büromdan bugüne kadar kaç lise, kaç üniversite, kaç SMMM stajyeri geldi geçti inanın ki bilmiyorum. Bu arkadaşlarımın bazıları muhasebe bürolarında, bazıları şirketlerde çalışıyorlar, bazıları ise büro açıp çalışmalarına devam ediyor. Şirketlerde çalışan ve hak eden arkadaşlardan bazıları muhasebe müdürü veya mali işler müdürü pozisyonunda görev yapmaktalar. Bazı arkadaşlar ise büyük cesaret örneği göstererek serbest çalışmayı seçiyorlar. Ancak bunların çoğu ne yazık ki ofislerini kapatmak zorunda kalıyorlar. Sebebini bilmiyorum ancak bana göre bunun birkaç tane sebebi var diye düşünüyorum:

1-    Yeterince bir çevreye sahip değiller,

2-    Bilgileri eksik ve yeterli değil,

3-    Mükelleflerinden kazandıkları, yapılması gereken harcamalara yetmiyor.
Daha birçok neden olabilir.

Konumuza dönecek olursak; Benim yanımda çalışmış arkadaşların bir kısmı beni zaman zaman arar sorarlar, bazıları ise arayıp sormazlar. Arayan da sağ olsun, aramayan da…

Buna benzer bir konuyu komşum ve meslektaşım Murat Tör ile konuşuyoruz. Meslektaşım bana; “abi dikkat ettin mi, bir mükellef ile ilişkiniz ne şekilde kesilirse kesilsin ne o seni, ne de sen onu aramıyorsun, ilişkiler bıçak gibi kesiliyor” dedi. Doğru söylüyorsun, oysa bizler bu mükellefin ticari yaşamının bir parçası olarak; sık sık bir araya gelir mizan, banka, cari hesaplar, gelir-giderler, işletmenin vergileri ve diğer konular hakkında görüşmeler yaparız. İşletmenin diğer ortaklarının, hukuk müşavirinin de katıldığı öğlen ya da akşam yemeklerine çıkarız. Nişan, sünnet, düğün gibi sevinçli günlerde bir araya gelir, hastalık ya da vefat hallerinde yine acıların paylaşıldığı ortamlarda bir araya geliriz.

Peki neden ilişkiler rafa kalkmıyor da, bir tabuta konup gömülüyor?

“Harç bitti yapı paydos” ya da “öküz öldü ortaklık bitti” gibi bir şey mi oluyor?

Ben geçmişte, benden ayrılan, işyerini başka ile taşıyan ya da kapatan bir mükellef ile belki duygusal, belki prensip olarak bir daha çalışmamayı düşündüm ve uyguladım. Ancak görüşümü bir gün YMM Mehmet Cemal Çelik üstadım ve Attila Yılmaz Dölarslan üstadımı ziyarete gidip şahit olduğum iki görüşme ile değiştirdim.

İlk görüşmede İzmir’in önde gelen kamu niteliğindeki bir kurumun üst düzey üç yöneticisi; gelecek yıl yeni bir YMM ile çalışmak istediklerini dile getirerek üstadlarımdan ayrılacaklarını dile getirmeleri oldu.

Ne tesadüftür ki ikinci şahit olduğum görüşmede aynı kurumun üst düzey yöneticilerinin tekrar Mehmet Cemal Çelik ve Attila Yılmaz Dölarslan ile çalışma taleplerine şahitlik edişim oldu.

Misafirler gittikten sonra Atila üstadıma; “ben olsam kabul etmezdim üstad” dedim. Atila üstad gülümsedi ve “biz profesyonel insanlarız, o gün ayrıldık bugün beraber çalışacağız, çalışmalıyız” dedi. 

Konuyu özetlersek: dönemin gençleri kapıları kapatıp, köprüleri yıkıp gitmeyi marifet gibi görüyorlar. Oysa marifet bu ilişkiler ağını canlı tutup yaşatmak olmalı.
Yazıyı, Prof Dr. Şenol Kuşcu hocamın bölgesel yayım yapan bir gazetede yazdığı bir cümlesi ile bitiriyorum: “Siz siz olun; her konuda, önünüzdeki kapının açılıp açılmayacağı belli olmadan, arkanızdaki kapıyı kapatmayın!”