SON YAZILAR

15 Kasım 2017 Çarşamba

Mükelleflerin vergi mahkemelerinde dava açmaları onları hukuksal zırh altına alır mı?

Alo Sgk | 09:16 | | | |



Mükelleflerin vergi mahkemelerinde dava açmaları onları hukuksal zırh altına alır mı?

Av. Nazlı Gaye Alpaslan
Hürses


Vergi ödevi Anayasamızın 73.maddesinde ifadesini bularak herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle mükelleftirler. Bir mükellefin, mükellef olabilmesi veya bu kişiden ve idare tarafından vergi talep edilebilmesi için bu kişi tarafından gelirin elde edilmiş olması veya vergiyi doğuran olayın gerçekleşmiş olması veyahut da hukuksal durumun tamamlanmış olması zorunludur.

Vergi hukukunda tebligat çok önemlidir. Hiçbir vesika tebliğ edilmeden hüküm ifade etmez. Tebligat yapılmadan da hiçbir şekilde icrai takip yapılamaz. Çok özel durumlarda bu tebligat ilan yoluyla da yapılabilecektir. Tebligat yapılmamışsa mükellef yasal haklarını hiçbir yerde takip edemez ve idare de tebligat yapmadan mükellef nezdinde bir talepte bulunamaz.

Vergi idaresinin her türlü eylem ve işlemleri Anayasamızın 125.maddesine göre, yargı yolu açık olmak üzere denetime tabi tutulmuştur.  Vergi yargısı uzun ve sabır isteyen meşakkatli  bir yoldur. Vergi idaresinin her türlü vergisel tebligatlarına karşı vergi mahkemelerinde veya idare mahkemelerinde  dava yolu açıktır.  Davanın açılması mükellefleri  bu işlemlerden  tam manasıyla  koruyup/korumadığı  tartışılabilir. Örneğin, bir şirket borcu dolayısıyla çok kısa  bir süre şirkette ortak olan  kişinin sahip olduğu araçlarına önce haciz konulması daha sonra bu kişi adına 5 ay sonra ödeme emri tebliğ edilmesi yasal ve isabetli değildir. Ancak idare, haciz koyduğu tarihte mükellefe henüz ödeme emri tebliği yapmamıştır. İdare önce  araca haciz koymakta ve 5-6 ay sonra da  söz konusu  ödeme emirlerini bireyselleştirerek ilgili kişiye tebliğ etme yolunu tercih etmektedir. Oysaki,  işlemlerin tam aksi yönünde yürütülmesi esastır. Yani, önce kişinin ödeme emri tebliğ edilmeli ve bu ödeme  emrinin kesinleşmesine göre de ayrıca  kişinin aracına haciz konulması aşamasına gelinmelidir. Özetle bu aşamada, ödeme emri kesinleşmeden hiçbir icrai işlem tesis edilemeyecektir.

Dava açıldığı andan itibaren başlayıp, dava neticeleninceye kadar olan süreç bizi yargılama hukukunun içine dahil etmektedir. Vergi mükelleflerinin, vergi yargılaması süresi içinde adil yargılamayı talep etme hakları bulunmaktadır.  Adil yargılama hakkı denilince  aklımıza, İdari Yargılama Usul Kanunun  27, 28 ve Anayasamızın 36. maddesi  gelmektedir. İYUK’nun 28/1 md. hükmü  hukuka aykırı bir uygulamayı öngörmektedir. Oysa ki, mahkeme kararlarının infaz süresi açık olmasına rağmen bu madde hükmüne göre haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edileceği yöndeki hüküm mükellef haklarına aykırılık teşkil etmektedir. Maddeye göre, vergi mahkemesinde  açtığı davayı kazanan mükellefin bu davası  en son yargı mercii olan  Danıştay’dan kesin karar alınmadığı sürece  mükellefin açtığı davayı kazanmasının hiçbir anlamı yoktur. yine diğer taraftan, adil yargılama hakkı ile ilgili olarak Anayasamızın 36. maddesinde hak arama hürriyeti konusu işlenmiştir. Bu hakla kişilerin yargılamanın süresince ve bu sürece ilişkin konumları adil yargılama hakkı güvenceye alınmıştır. Adil yargılanma hakkı denilince, mahkemeye erişim hakkı, yargılama sürecinde makul süre hakkı, kamuya açık duruşma hakkı, susma hakkı, silahların eşitliği hakkı, adli yardım hakkı ve  nihayet vergi cezalarının mirasçılara intikal etmemesi ve  masumiyet karinesi  de sayılabilir. 

Tekrar başa dönersek, mükellefin dava açması  idari işlemi veya vergi dairesi tarafından önerilen tarhiyatı veya uygulana  hacze her zaman  mükellef lehine çözmeyebilecektir. İdare, 2577 sayılı yasanın 28. maddesinin 1. bendi hükmü uyarınca  bazı davalarda  kesinleşmiş kararın gelmesini  beklenilmektedir.  Burada esasında...